Kaybetmek…

İnsan, kendi yakınlarına, sevdiklerine varmadan kestiremiyor ölümün soğukluğunu. Bilemiyor aslında hayatın sadece dün ve bugün olabileceğini…Aptal hırslarına kapılıyor, dünyayı hırslarını gerçekleyebileceği bir yer olarak belliyor sadece…

Sonra anlıyor aslında hayata ne kadar aptal anlamlar yüklediğimizi…Ölüm tüm soğukluğuyla yanına yaklaşınca, sevdiklerinden birini ellerinden alınca…

Şayet bu yazıyı okuyorsanız lütfen bir kez daha düşünün sevdiğiniz insanları, onları bir kez daha bağrınıza basın, bir kez daha koklayın, kalplerine bir kez daha dokunun…

Ne yazık ki bana bu satırları yazdıran, ben Almanya’ya giderken, aynı saatlerde, doğalgaz kaçağı yüzünden yeni yılın ilk gününde daha 18 yaşında hayata gözlerini kapayan dünya tatlısı kuzenim Büşra…

Nur içinde uyuyasın, mekanın cennet olsun….

Dualarımız seninle…

  • Share/Bookmark

Related posts:

  1. Bu bir limonata hikayesidir.
  2. BlogNOT
  3. Hiçbirşeysizlik
  4. Günah Çıkarma
  5. Müşteri Deneyimi : Uykusuz Dergisi

8 Yorum

  1. Tunç says:

    Geride kalanlar için ölüm, hayatın sunduğu en büyük ders. En sert tokatı atan…

    Dediğin gibi Onur, hayata daha fazla aptal anlamlar yüklemeden, etrafımızdaki güzellikleri görebilmek, yaşayabilmek ve belki de en anlamlısı ‘yaşatabilmek’ gerek.

    Başınız sağolsun.

  2. özge says:

    Ölüm tatlıdır eğer 80-90 yaşında yatağında dünyadan alacağını almış bir biçimde huzurla gidiyorsan manevi hayata..İnsanları korkutan bir gün ölmek yada ölmek değildir herkes elbet bir gün ölecektir bu bilinçle doğmaz mıyız zaten?Ama gerinde kocaman bir hayat yaşanılacaklar,umutlar,yapılacaklar listesi bırakıp gitmek asıl korkulandır yani erken ölmek..yaş 18 ise baharıdır yaşların kimse o yaşlarda ölmeyi haketmez..Sebep 3 kuruşluk boruysa özellikle…Onur keşke elimden bir şey gelse sihirli değneğim olsa azraille çarpışabileceğim erken gidenlerin ruhlarını kurtarabileceğim…Ama yapılacak tek şey sanırım kaybedilenleri unutmayıp yanımızdakilerede bir gün kaybedebileceğimiz endişesi ile sıkı sıkı sarılmak..
    Başınız sağolsun…

  3. Ömer says:

    zor, cidden çok zor geride kalmak. Ama daha önemlisi gerçeklere gözümüzü bari ölümle yüzleştikten sonra açmak.
    2005 Mayısına kadar yaşamak zorunda olduğumu düşündüğüm ve istemediğim bir hayatı yaşıyordum. Ta ki en yakın arkadaşım bir dükkandayken çıkan kavgayı ayırmaya çalışırken bıçaklanıp ölünceye kadar. O an gördüm ki ne aylar ne de yıllar falan var, sadece yarın var, belki de o da yok. Dediğin gibi malesef bunu ölüm bize geldiğinde, yakınımıza uğradığında fark ediyoruz. Ama önemli olan en azından bu noktada hayata bakışımızda değişiklik yapabilmek.
    Tunç’un dediği gibi, güzellikleri yaşayabilmek, ertelememek… hayata yaklaşım bu olmalı, zira yapamadıklarımız için pişman olacak kadar bile zaman olmayabilir.

    Başınız sağolsun

  4. Değerli Onur,

    Ben de Bilkent’te okuyorum ve büyük ihtimalle Büşra ile aynı kampüsteydik. Bu olaydan sonra kafamda öyle şimşekler çaktı ki, uzun süredir ölümü unutmuş gibiydim. Çok çok yakınımızda arkadaşlarımız hayatlarını kaybettiler ve bir anda hepimiz ölümü hatırladık. Mühim olan bu günü hayatının son günü yaşamakmış, ben de yeni öğrendim. Ne desek boş, ne kadar teselli etsek fayda etmez biliyorum ama başınız sağ olsun, başımız sağ olsun :(

    Ayrıca friendfeed’de de yazıya yorumlar geliyor, bilgine.

  5. mehtap says:

    onurcum başınız sağ olsun.

  6. Irazca says:

    onur, basin saolsun.
    boyle durumlarda pek de soyleyecek soz bulamiyorum, ama bildigim tek sey, artik anilarin sana kalacagi..

  7. Onur Özdemir says:

    Çok teşekkür ederim tüm desteğiniz için…

  8. Sercan says:

    Huzur içinde uyusun.

Leave a Reply