Fikr-i Hür

Toplum, Din, Laiklik

Posted in Fikr-i Hür on July 29th, 2009 by admin – Be the first to comment

laiklik01Hani sadece örnek göstermek adina, yola cöp atan görse, gazetede olumsuz bir haber okusa, trafikte magandanin biriyle tartissa hemen “Avrupa Birligi´ne tabiki de bizi almazlar” yargisiyla cikagelen sevgili burjuvalarimiz, boyali teyzelerimiz, kolpa aydinlarimiz var ya. Hani her laiklik tartismasinda önümüze Avrupa´dan örneklerle gelen dalkavuklar da var. Hani onlar, laiklik, demokrasi, insan haklari, özgürlükler, vb. apayri kavramlari ayni potada eritiyorlar ya.

Ne bu tartismalara karsiyim ne de “Bir Türk dünyaya bedeldir” sloganlariyla yasiyorum. Ama egri oturup dogru konusmak, dogru kavramlari dogru örneklerle tartismak gerekli.

Her tartismada Avrupa laikligini öne sürenler su iki örnege baksinlar misal. Biliyorlar mi ki, Avrupa´da Hristiyan ailelerin evlenme törenleri kiliselerde yapiliyor ? Pederin önünde uzun bir seremoniden sonra evleniyor bu insanlar. Ya da evliliklerine peder bey onay veriyor, sözün kisasi. Ya da biliyorlar mi ki, örnegin Almanya´da, özel sektör olsun kamu sektörü olsun, calisanlarin senede bir kez aldiklari vergi kartlarinda “Kirchensteuer” ibaresi bulunuyor. Ne demek bu ? Bu demek ki, maasinizin bir kismini kiliseye veriyorsunuz. Amerika´daki gibi gönüllü olarak istege bagli bir sekilde de degil. Her calisanin vergi kartinda bu ibare bulunuyor ve maasinizin bir kismi kiliseye gidiyor.

Laiklik safsatasi yapanlar, sadece, dinin inanma, ibadet etme gibi yönlendirmelerinin disinda sosyal hayat ve toplum kültürünün sekillenmesinde de önemli etkileri oldugunu görsünler. Sadece Türkiye´de degil, her yerde !

Resim ref : http://yorumlayanlar.com

  • Share/Bookmark

Çarpık Bilgeleşme

Posted in Fikr-i Hür on July 5th, 2009 by admin – Be the first to comment

MI-064-0295

Bu yazı, geçen hafta işyerindeki Twitter kullanımı hakkındaki tartışmamız ve hafta boyunca izlediğim siyasi belgesellerin bir ürünüdür. Twitter hakkındaki tartışmamız, orjinal bir konu hakkında değildi aslında. Ben Twitter sayesinde anlık bilgiye ulaşabilmemizi, istediğim bir konu hakkında global bir araştırma yapabilme şansımı, klasik basın-yayın organlarından daha önce ilgili bilgiye ulaşabilme lüksümü ve hatta ünlü yayın organlarının da Twitter’ı aktif olarak kullanmaya başlamasını anlatıyordum. 20′den fazla yılını telekomünikasyon sektörüne harcamış üstadlar da bazı konularda bana katılmakla beraber, Twitter’ın haber alma konusunda büyük facialara yol açabildiğini/açabileceğini gösteren örnekler üzerinden neden aktif olarak kullanmadıklarını anlatmaya çalıştılar. Uçak kazası olarak verilen ani uçak indirme örneğinde kalp krizi geçiren yolcu yakınları, milliyetçi/ırkçı Twit’lerin Doğu Avrupa gençleri üzerindeki olumsuz etkileri, şirket içinde dolanan yalan haber ve dedikoduların denetsiz bir mekanizmanın ürünü olduğunu savundular. Verimli, öğretici bir tartışmaydı.

Sonrasında hafta boyunca özellikle, Sivas & Maraş katliamları, Berlin Duvarı’nın yapım/yıkım süreçleri, Yugoslavya’nın yıkılışı sonucundaki Orta Avrupa ülkelerinin siyasi pozisyonları ve 12 Eylül olayları konusunda farklı kaynaklardan belgeseller izledim. Açıkçası ciddi bir kafa karışıklığı yaşadım. Çünkü tüm bu olaylar hakkında, sağcı/solcu, milliyetçi/liberal, yerel/global kaynaklar farklı tezler sunuyorlardı. Yaşanan aynı olaylar hakkında belgesel anlatıcısının çok farklı yorumları vardı.

Bu örnekleri niye verdim sonucuna gelince, inanılmaz bir bilgi bombardımanı altında yaşıyoruz. Ne mutlu bize ki, bilgiye ulaşma, bu bilgi etrafında diğerleriyle etkileşim ve yapıcı sonuçlara varma konusunda durdurulamaz bir evrim geçiriyoruz. Fakat tam da bu noktada temel bir sorun var. Çocukluk günlerimizden yaşadığımız ana kadar siyasi, kültürel, sanatsal, filozofik, toplumsal, vs. birçok alanda bilgiyle donanıyoruz. Kimisi ailemizden, çevremizden, içinde bulunduğumuz toplumdan gelirken kimisi de internetten, televizyondan, barda tanıştığımız x kişisinden geliyor. Çoğu zaman da çoğu konu hakkında araştırma yapmadığımızdan, araştırma yapmaya, derinlemesine öğrenmeye üşendiğimizden bu yolüstü bilgilerle yolumuza devam ediyoruz. Çok kişi biliyorum ki hala ilkokul kitaplarından öğrendikleriyle Türk tarihini savunuyor, ergenlik çağında öğrendiği cinsellik bilgisiyle “adam” oluyor, sokakta gördüğü 3 serseriden esinlenerek bir millet hakkında yorumlarda bulunuyor, babasından dinlediği yanlı siyasi bilgilerle siyasi parti taraftarı oluyor ya da Facebook hesabına düşen bir video ile bir markayı silebiliyor. Örnekler çoğaltılabilir.

Çarpık bilgeleşme (Bilge : Bilgi sahibi insan, bilgiye sahip anlamında) adını verdiğim olay bu işte ! Bilgiye ulaşmadaki hızımızın keyfini yaşarken bu bilginin doğruluğu ve tarafsızlığı konusunda da kontrol mekanizmamızı geliştirmeli, beynimizin çakralarını sonuna kadar açmalıyız. Yanlış ve yanlı bilgiyle donanmak ve bu bilgi zehrini etrafa yaymaktansa bilmediğini kabul edip susup oturmak bin kat daha değerli olabilir. Yine dönün etrafınızdaki konuşan ağızlara bir bakın, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Resim ref: paulwilkinson.wordpress.com

  • Share/Bookmark

Gökten 3 Adam Düşmüş

Posted in Fikr-i Hür on June 23rd, 2009 by admin – 3 Comments

cum012Ne zamandır yazmıyordum, zaten hayatımıza zınk diye girmiş gerçek zamanlı paylaşım yüzünden otu b.ku da buraya yazasım gelmiyor. An itibariyle aylardır uğrayamadığım ailemin yanındayım, geceyarısı çoktan geçmiş, arkada Blind Guardian “Bards Song” mırıldanıyor, sigara içmekten en fazla keyif aldığım Ankara’nın milyonlarca balkonunun bir tanesinden bu yazıyı paylaşıyorum. Son dönemde kafama takılan 3 tipitip hakkında bu yazı.

Birinci tipitipimiz, hayatını ego tatmini üzerine kurgulamış. Hayatta attığı her adımı şovunun bir parçası olarak sunuyor. Her adımını paylaşıyor, her adımını yazıyor, insanlara “Ben buyum” demeyi pek bir seviyor. Bunu yaparken her türlü şaklabanlığa girebiliyor, aldığı şakşakçı geri dönüşlerle daha fazla gaza gelip daha fazla şov yapıyor. Hayatını gözler önünde yaşıyor. Takıldığı mekanlar, işyerindeki statüsü, laptopuyla yarattığı harikalar, birlikte olduğu kızlar, çalıştığı şirketler, annesinin sevecenliği, dedesinin tontonluğu, sevgililer gününde aldığı güller, yeni aldığı iphone S i, yazdığı son yazı, yeni kitabı, kısacası hayatını oluşturan her saniye onun için gösterinin bir parçası. Her zaman aynı şevkle paylaşıyor dünya ahiret başarılarını. Şovunun daima izlenmesini istiyor, daima beğenilmesini…Alkışlarla yaşıyor..Alkışlarla tatmin oluyor. Bir de bakıyor ki hemen yanıbaşında ikinci tipitip.

İkinci tipitip, anlatmıyor, paylaşmıyor; anlattırıyor, paylaştırıyor. Şovunu birinci ağızdan aktarmıyor; ama birilerinin anlatmasını bekliyor. Alkışlarını uzaktan seyretmek istiyor. Bir yandan gizemli kalmak istiyor, öte yandan sürekli izliyor. Hayatının anlatılmasından ölesiye keyif alıyor, ama kendi anlatmayı seçmiyor. Esrarengiz veya yeni düzen adıyla “cool” gözükmek; ama bir yandan da dakikası dakikasına hayatını başkalarının ağzından takip etmek istiyor. Egosunu direkt olarak tatmin etmek yerine, dolaylı yollardan tatmin ettirmek yolunu seçiyor. Bakıyor ki hemen diğer yanında aralarda kaybolmuş çok kısa boylu bir üçüncü tipitip var.

Üçüncü tipitip azimli, hayat için didiniyor, üretiyor, hayatta iz bırakmaya uğraşıyor. Ama paylaşmıyor, etrafta çığırmıyor, dillendirmiyor, anlık yayınlar yapmıyor. Güzel yaşıyor, kendince yaşıyor; ama yaşamını sayfalara basmıyor. İnsanların gözüne sokmuyor “Bak ulan bunu da ben yaptım” diye…Keyfini sürüyor başarılarının da düşüp kalkmalarının da ama sadece kendince ve kendiyle…Diğer iki tipitipin beynine verecek bir gösterisi olsa da bunun niye göze ve diğer organlara sokulması gerektiğini bilmiyor veya bilmek istemiyor.

İşte efir püfür bir balkon gecesinden çıkan kolpa yazılarımdan bir diğeri daha. Amma velakin tüm tipitipler gerçek olay ve kişilere dayandırılmıştır, haberiniz de ola.

  • Share/Bookmark

Kategorizeleştiremediklerimizden misiniz ?

Posted in Fikr-i Hür on June 8th, 2009 by admin – 3 Comments

Ahanda “oğlan çocuğu bunları yapar, kız çocuğu bunları…” diye başlıyor hikaye. Sonra “Aman onlar Kürt çocukları, çingene çocukları, zengin çocukları, doktorun oğulları, paşanın kızları…” diye devam ediyor. Keskin millet genellemelerini kapıyoruz sonra. “Türkler böyledir, bu İngilizler hep şöyledir, İspanyollar da ne sıcaktır, Polonya’nın ne güzel ….. vardır…” Okulda gözlüklüler, sigara içen tayfası, hocanın torpillileri, inekler, arka sıra tayfası oluyor misal…Basketçiler var bir de…Lisenin popülerleri olabiliyor ya da ağır abileri..Matematikçiler, sosyalciler…ÖSS ciler diye bir grup çıkıyor birden takalım adını gitsincilerden…Okulun or.spuları diye birşeyler dolanıyor tabiki de her lisede. McDonalds tayfası, gece yarısı işkembe tayfası…Zengin p.çleri, cadde çocukları….Üniversitede dolanıyor sonra “Bu Adanalılar böyle olur, İzmir’in adamına …, Kayserili işte …” türünden 81 kere 81 çeşit gruplama…Çancılar, ön sıracılar, orta kantinciler,  orta bahçe insanları, Geek ler, oyun manyakları..Bağdat Caddesi ve İstiklal Caddesi insanları…Tünelciler veya Nevizadeciler…Üretimciler, yöneticiler, yöneylemciler…AKP ciler, CHP ciler, TKP liler…Süveterini boynuna dolayıp takılanlar, yırtık kotlular, küpeliler, uzun saçlılar, metalciler, arabeskçiler, salaşlar…Diyetçiler, şovenistler, gösterişçiler, gösterişliler, “cool” denenler, MSN Türkçesi ile konuşanlar, melankolikler…Türk’e değil İtalyan/İspanyol’a benzeyenler, saçını boyatanlar, selülitliler, mavi gözlü ama işe yaramaz kızlar..Dijital krallar, başlar, ayaklar, düz vatandaşlar, memura bağlayanlar, girişimciler…Takip edilenler, takip edenler, Facebook’a takılmayanlar, gününü Friendfeed’de geçirenler…Anarşistler, mazoşistler, entel gunteller, feministler…Hayvanseverler, hümanistler, çevreciler, Paris’te kendimi buluyorumcular…Karşı binadaki Türkler, alt kattaki Araplar, şu Slovak kızlar….Patron şakşakçıları, körler sağırlar, Türkçe’yi güzel kullananlar, ne yaptıysam göstereyimciler, top sakallılar, büyük şirkettekiler, KOBİ ciler…K.rı gibi ağlayanlar, g.tten bacaklılar, mini etekliler…Gününü gün edenler, ezikler, sosyal medya maymunları, medya maymunları, pop starlar, üniversite terkler, çok yaratıcılar…Kalbi boşlar, tekdüzeler, tikiler, conconlar, antiler…Hacı sakallılar, işten çıkaranlar, işten atılanlar, hükümet yanlıları, muhalefetçiler, Erasmuscular…

Demek ki neymiş ? Bir iki takı, bir iki tamlama çeşidiyle herkesi herşeyi kategorizeleştirebiliyormuşuz. Peki siz kategorizeleştiremediklerimizden olduğunuzu düşünüyor musunuz ya da böyle manyakça arzularınız var mı ? Boşuna uğraşmayın, zaten kurguladığımız sistem tamamen buna dayanıyor. Mutlaka birisini, bir olayı, bir şehri, vs. bir yere sokuşturmak zorundayız. Şimdiye kadarki en saçma yazımı yazdığımı düşünebilirsiniz, amma velakin hal böyle. Bir düşünün, bir iki dakika internette takılın, üç dört dakikada muhabbetlerinizi analiz edin.

  • Share/Bookmark

19 Mayıs Özel

Posted in Fikr-i Hür on May 19th, 2009 by admin – Be the first to comment

n1448772764_30269506_426433319 Mayıs…Akreple yelkovanın üst üste geldiği saatin 12 ye vurduğu, takvimin mayısın 19unu gösterdiği ulusal günümüz…Aradan tam 90 yıl geçmiş..Bu 90 yıl pek çok değişiklikle beraber sorunları da beraberinde getirmiş..Bu değişikliklerin hepsi iyi mi kötü mü tartışılır; ama millet olarak eskisi gibi olmadığımız kesin..90 yıl önce tam da bugün herkes başka uyandı güne, Samsun bambaşka…Ayrı bir ruh memlekette ayrı bir heyecan..Belki çok yoksuldu ama olsun..Dünyanın en şanslı insanı, en şanslı milleti olduğunu düşünmek sevinç verirdi insanın o minicik yüreğine..En önemlisi de sevgi , saygı, hoşgörü, dayanışma …Bu kavramlar artık çok uzak…Insanların kenetlenmesi, tek bir yürek olabilmesi için illa ki felaket mi yaşamamız gerekir? Tam tersi bugünlerin kıymetini bilip mutluluk duymamız birbirimizle paylaşmamız sizce de daha doğru değil mi? Ben gittikçe uzaklaşan, yabancılaşan insanları görüyorum ülkemde..”Bana ne” ci insanları görüyorum …Bundan sonraki 90 yıllara daha iyi bir pencereden bakmak istiyorum… Çok şey mi istiyorum???

NOT : Bu yazı, kardeşim (19) tarafından yazılmıştır.

  • Share/Bookmark