Öyle Sandıklarımız

Muhabbet Bağına Girdim mi ?

Posted in Öyle Sandıklarımız on August 4th, 2009 by admin – Be the first to comment

Zamaninda dalgasini gectigimiz bir konu vardi, gecenlerde yine aklima geldi, buyrun dökelim buraya. Söyle ki arkadas grubunuzla seyahate ciktiniz, yemek yiyorsunuz, bardasiniz, vs. Ana aktivitenin disinda bir isle ugrasan (bilgisayarda oyuna dalmak, internette gezinmek, sokaktan gecenleri izlemek, düsüncelere dalmak, vb..) tipe söyle bir serzenis olur hep : “Ya birak sunu da, yanimiza gel” Gözlemle sabittir ki bunun baslica sebebi, bu tiplerin sizi can-i gönülden aralarinda görmek istemeleri, sizin muhabbet acliginizi dindirmek istemeleri degildir. Aralarindaki muhabbet o kadar baymistir ve konusacak konulari kalmamistir ki yeni, taze kanlari dahil ederek muhabbet ortami olusturmayi amaclamaktadirlar. Elbet can ciger dostlar, en eglenceli muhabbet gruplari vardir; fakat bahsettigim hissiyati da onlarca kez gözlemlemisimdir.

Hatta bu ayni suna benzer. Klasik Türk aileleri birbirlerini bayram, seyran, dogum, kutlama, aksam gezmesi amacli ziyaret ederler. Yemek yenilir, cay hazirlanir, cerez konulur ortaya, ardindan meyve, sonrasinda tatli vs..Bu yemek fasli tüm aksam boyunca sürer. Fakat bu aileler, aralarindaki samimiyet derecesine de bagli olmakla birlikte, bir süre sonra konusacak konu bulamaz olurlar. Ve iste o an ortami kurtaracak tek cözüm televizyondur. Televizyon acilir, yer yer zaping yapilir ve birbirinden aptal onlarca programla ilgili yorumlar yapilir, karakterler ortak tanidiklarla özdeslestirilir, bu programlarin birinden ortalikta kosusturan ufakliklara ögütler verilir…Ve evli ve cocuklu tonunda kahkalarla misafir aile ugurlanir.

Baya komedi, siz de bakin arada etrafiniza.

ps : Bazi yazilarda Türkce klavye bulunamiyor, affola…

  • Share/Bookmark

Ofis Kahvesi

Posted in Öyle Sandıklarımız on May 3rd, 2009 by admin – 1 Comment

office_coffee_mug-p168329127376091070qjye_400Ofis çalışanları çok iyi bilirler [Şarkıya tıklayınız] sabah kahvesinin nasıl bir zevk olduğunu. Henüz tam ayılamadan geldiğiniz her iş sabahı en iyi yardımcınızdır kahve. Zaman zaman sabah sigarasına, zaman zaman taze börek, poğaça, simit tayfasına, zaman zaman da iş arkadaşlarıyla uzun uzadıya kahvaltı sofralarına eşlik eder. Öğle aralarının, yemek sonralarının, 3-5 saatleri arasının, uzun mesai saatlerinin de en büyük destekçilerindendir kendisi. Ve genelde kendi kahve takımını dolaplarda barındıran marjinal tayfa (!) dışında herkes o meşhur kahve makinalarından istifade eder. Starbucks veya bilimum kahve dünyaları her an yanı başınızda değildir, her zaman da kahve yapmaya saatlerinizi ayıramazsınız. Sonuç itibariyle en pratik yöntem, dönüp dolaşıp ofislerde hazır bulundurulan kahve makinalarından istediğiniz kahve çeşidini tuşlamaktır. 

İşte ebeveynlerin, çeşitli kamu çalışanlarının ve işe yeni başlayan gençlerin yer yer “çalışılan yerin artıları” başlığı altında zikrettiği bu lütuf aslında gününüzü aynılaştıran bağımlılıktan başka birşey değildir. Çünkü ilk birkaç tadımdan sonra bu makinalardan içmiş olduğunuz kahvenin nasıl da b.ktan bir tadı olduğunu anlarsınız. Daha da sonra nasıl da plastik bardağın kahve tadına işlediğini, kullandığınız şekerin kimyasallarını tecrübe edersiniz. Zaman geçer, artık o kadar alışırsınız ki içtiğiniz kahve midir, başka birşey midir çok da anlamazsınız. “Memura bağlamak” olgusunun parçalarından biri de bu ofis kahvesi oluvermiştir çoktan. 

Sağda solda, işe alımlarda İK silahlarından biri olarak ”ofislerimizdeki günün her saati faydalanabileceğiniz kahve makinalarımız….” şeklinde kullanıldığını da ; türlü amcalar tarafından hayatta sahip olunabilecek büyük artılardan biri olarak görüldüğünü de işittim. “De get” demek istiyorum kendilerine. Ofis kahve makineleri,  beyaz yakalılara yapılan en büyük işkencelerden biridir bence. Kimileri para biriktirip bir diğer b.ktan makinaya terfi ediyor veya tüm günlerini ellerindeki -nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde- bitip tükenmeyen Starbucks kahveleriyle geçiriyor. Ofis kahve makinasına karşı bir çabadır, takdir etmek gerekir. 

2 haftadır, taze portakal suyu muhafaza ediyorum buzdolabında, yine de bu b.ktan kahveyi arıyorum. Nasıl bir çelişki içindeyim bilemedim.

Resim ref : Zazzle

  • Share/Bookmark

Fos Kalabalıklar

Posted in Öyle Sandıklarımız on April 7th, 2009 by admin – 2 Comments

adolescent-abandoned-500-boy-or-girl-unclear-istockHani lise sıralarında, üniversite başlarında gıptayla izlediğiniz o arkadaş grupları vardır ya. Muhabbetin bin türlüsü döner, etrafa kahkahalar saçılır. Ya da gittiğiniz mekanlarda eğlencenin dibine vuran masa boyu gruplar görürsünüz. Her komünitenin bir popüleri ve etrafına toplanan insanlar vardır hani. Ya da sosyal ağlarda 2 gün önce tanışmış insanların samimi muhabbetlerine tanık olursunuz her zaman. Veya hergün gördüğünüz sarmaş dolaş bir çift vardır, arkadaşları sürekli etraflarındadır. İşyerinde herkesle muhabbeti olan tipler görürsünüz, sahte kahkahalar havada uçuşur. 

Kendinize biraz zaman ayırın ve bir köşeden izlemeyi deneyin tüm bu yapay grupları, çoğunluğu esasında fostur. Dışarıdan görülenle içeride dönenler çok farklı şeylerdir. İnanın, sanal olsun gerçek olsun, okulda, işte, askerde, sosyal yaşantıda olsun, dışarıya çok fazla ses veren grupların içinde aslında hiçbir b.k yoktur. Ha, bu konu popülizm, celebrity, topluluk davranışları, insanoğlunun sosyal eğilimleri, vb. birçok konuya bağlanabilir ki bunların yorumlamaları beni aşar. Bildiklerim, gördüklerim, gözlemlediklerim bu tespitle sınırlıdır. Ergenlere yönelik bir yazı mı oldu ? Varsın olsun. Keşke her kalabalığın sesi böyle çıkıyor olsaydı…

Resim ref : Injuryboard

  • Share/Bookmark

Dur, Yönetici Var !

Posted in Öyle Sandıklarımız on April 3rd, 2009 by admin – 3 Comments

300px-stop_hand_cautionsvgDışarıdan girmek için uğraştığın(m)ız dev (!) şirketlerin sizi de bir dev yapabilmesi kesinlikle çalıştığınız ekip ve başta yöneticinizle ilgili oluyor. Kocaman bir sıfır olarak adım attığınız iş hayatında özgüveninizi, çevrenizi ve iş bitirme değişkenlerini öğrenene kadar geçen süre içerisinde işte bu yöneticinin çok önemli etkileri oluyor. Çünkü her yeni girişte edilgensiniz, etken değil. Kışlaya ilk giriş, okula ilk başlayış, yeni bir arkadaş grubuna dahil olma, yeni bir iş çevresine girme…Hepsinde başlangıç alışma dönemine ihtiyacınız var. İşte, işyerindeki bu ilk döneminizde de yöneticinizin sizi doğru yönlendirmesi ve gelişiminize olumlu katkısı olması önemli. 

Çünkü, ne yazık ki, çoğu “yönetici” ünvanlı insanda bu vasıflar yok. Çünkü, komik kişisel hırslar işin içinde. Bunların altında da farklı sebepler yatıyor. Mesela bazı kalın kafalılar, iş bitiriciliğinizi, yenilikçiliğinizi kendilerine bir tehdit olarak görüyor. Bazı gelenekseller, şirket içerisinde çok fazla göze batan çalışanlarla anılmak istemiyor. Kimi fırsatçılar, önerilerinizi çalarak kendilerininmiş gibi gösteriyor. Kimi önyargıcılar, sırf tipinizi, zevklerinizi sevmediği için ilerlemenize izin vermiyor. Çalışma arkadaşınız hatuna yavşayanlar, aile/hemşehri/maddiyat ilişkilerini göz önünde bulunduranlar, “suya sabuna dokunmam” cı pasivistler, “en iyi yol kendi bildiğim yoldur” cular ve şahsına münhasır binlerce farklı örnek…Hepsi de gözlem, duyum ve tecrübeyle sabittir. Anlamak için yıllar harcamak gerekmiyor, yurtiçi / yurtdışı fark etmiyor. 

Tabi ki bahsetmeden de geçemeyeceğim, ismi bende kalsın, fikrinizi anında değerlendirip bir hafta içerisinde Genel Müdür Yardımcısı’na sunmanızı, diğer tüm iş ortaklarıyla ilişkilerinizi geliştirici, işi sahiplenmenizi sağlayıcı, güvenini açıkça belli eden, kendi hakim olmadığı konularda bile tam destek arkanızda durabilen harbi yöneticiler(im) de olmadı değil. Aslında olay – başlangıç için – şansa bakıyor, konunuzda uzmanlaşmak, tecrübe sahibi olmak, ilerideki planlarınıza taban oluşturmak istiyorsunuz; şansınız elverirse bunu gerçekleyebilecek insanları tanıyorsunuz, yoksa hergün içinizden küfürler yağdırmak geliyor, belli bir zaman sonra kendi yolunuzu çizip alternatif yöntemler deniyorsunuz.

Gerçek niyeti, öğrenmek, gelişmek, konusunda uzmanlaşmak olan ve ileride farklı hedeflere sahip birisi için, firma ismi, İK görüşmeleri, departman isimleri, vb. hiç de önemli değil aslında. Beraber yürüdüğünüz insanlara bakıyor planlarınızı gerçekleme ihtimaliniz. En azından başlangıç için. Sonrasında zaten su yolunu buluyor ve bir şekilde yürüyorsunuz. Çünkü, ne güzeldir ki, çözümsüzlük diye birşey henüz icat edilemedi, bir şekilde çıkış  yolu her zaman mümkün !

  • Share/Bookmark

Takım Çalışması Safsatası

Posted in Öyle Sandıklarımız on March 30th, 2009 by admin – Be the first to comment

teamwork-300x300Hani bizlere yönetim derslerinde öğretilen, firma sunumlarında “Çalışanlarımız” bölümünde ilk sırada yer alan, işe yeni başlayanların eline tutuşturulan “Hoşgeldiniz” kitapçıklarında her sayfada altı çizilen “Takım Çalışması (Teamwork)” kavramı var ya, külliyen yalan! Teoride kulağa çok hoş gelen bu kavramın, şirketlerde uygulaması yok. Kimse kimseyi kandırmasın, en yatay organizasyonu uyguladığını iddaa eden şirketlerde bile hiyerarşik ünvanlar, ayrıntılı derecelendirmeler varken, herkesin iş tanımı keskin çizgilerle belirlenmişken (bakmayınız: esnek çalışma, yaratıcı çalışma) nedir bu takım çalışması komedisi ?

Harika çalışma arkadaşlarına sahip olabilirsiniz, mükemmel bir uyumla çalıştığınız bir takımınız olabilir; ama iş bitirmenin takım çalışması ile hiçbir ilgisi yoktur. Yöneticiniz, işi size atamıştır ve yine sizden bitmiş bir şekilde ister. “Takım olarak yavaşız, ekipte şöyle aksaklıklar var” gibi bahaneler geçersizdir. Herhangi bir şirkete ilk adımını atacak sevgili arkadaşım, beynine işlenen takım çalışması lafını bir an önce unut. Çünkü iş dünyası, proje ekipleri, koordineli çalışma, dönemsel ekipler, beyin fırtınası grupları, ortak amaç, misyon, vizyon, innovasyon ekibi, ekip ruhu, yaratıcı takım çalışması gibi kulağa hoş gelen, heyecanlandıran kelimelerin altında yatan bireysellik, kişisel başarı ve kişisel hedeflerden ibarettir. 

Başka departmanlarla, takımlarla, şirketlerle, ekip arkadaşlarıyla ortak çalışmalar her zaman olacaktır elbette, aksi de düşünülemez. “Ben tek başıma çalışmayı severim” diyenler de kusura bakmasındır. İş bitirme, N.Ş.A. sağlandıktan sonra insan ilişkilerine kalmıştır. Ama gelin görün ki hiçbirisi, yığın içerisinde tek çöp olarak değerlendirileceğiniz gerçeğini değiştirmez.

Bu yazı da “Öyle Sandıklarımız” arabesk dizisinin ilk yazısı olsun. Varsın olsun. 

  • Share/Bookmark