Marksist Komünizm ve Sonrası

Kategori: Okuduklarımdan Derlemeler Tarih: August 10th, 2009 Yazar: admin – Ilk yorumu sen yaz

SquareGeçenlerde Karl Marx ve Friedrich Engels’in ilk olarak Şubat 1848′de yayımladığı, zamanın komünistlerinin el kitabı olan ve Türkiye’nin sansürlü yıllarında “Pembe Kitap” olarak anılmış Komünist Manifesto’yu okudum. 24 yaşındayım, hem yaşadığım dönem hem de yaşadığım ülke komünizm ve komünist uygulamalar konusunda canlı örneklere rastlamama pek elverişli değildi. Sonuçta Türkiye, taraftarları hep olmakla beraber komünizmden geçmiş bir ülke değil. Bu da beni pek tabiki “bilinmeyeni merak etme” dürtüsüne yönlendiriyor. Kitap, komünizmin ilk bildirgesi olma özelliğini taşıyor ve komünizmin temel prensipleri, komünizme karşı yönlendirilen suçlamaları ve eleştirileri cevaplama ve Avrupa’da ortaya çıkan sahte komünist/sosyalist uygulamalardan bahsediyor temel olarak.

Bu manifestoyla beraber, komünizmin Avrupa’da yayılışı, sonrasında 1. ve 2. Dünya Savaşları, diktatörlerin ve faşizmin yükselişi, Rusya, Doğu-Batı Almanya, dağılan ülkeler sonucunda yeni Avrupa’nın şekillenmesi…Hepsi başlı başına okunması, incelenmesi gereken, içine girdikçe hem toplumlar tarihi hem de kendi tarihimiz hakkında daha ayrıntılı ipuçları veren olaylar. Tabi, bunları okuduktan sonra, insan tüm bu okunanları canlı canlı yaşamış kişilerden dinlemek istiyor neler olup bittiğini. Misal, Polonya’da arkadaşımın 80 yaşlarındaki ninesinden dinlediğim 2. Dünya Savaşı hikayeleri ve Hırvatistan ve Slovenya’da dinlediğim Yugoslavya’nın yıkılışı hikayeleri ilginç tecrübelerdi. Şimdi de Almanya’da temel olarak 3 ayrı olayı 3 ayrı kişiden dinlemek istemiştim. 1. sini, Almanya’nın Nazi kampları hikayesini, Dachau Nazi Kampı yetkilisinden ayrıntılı bir biçimde dinleme fırsatım oldu. Gelecek hafta, Doğu Almanya Gizli Polis Servisi’nde görev yapmış eski bir Stasi ile konuşmak için Berlin’e gidiyorum. Doğu-Batı Almanya yıllarını, doğudan batıya firar hikayelerini, Almanya’nın o yıllardan bu yıllara dönüşüm hikayelerini dinleme fırsatım olacak. Son olarak da ve en zoru olarak da 2. Dünya Savaşı’nda Alman ordusunda görev almış yani gerçek bir nazi subayı/eri ile konuşabilmek. Çoğu hayatta olmamakla beraber, kalanlar da kimliklerini ve bu orduda görev aldıklarını açıklamak istemiyorlar haliyle.

Hepsiyle konuştuktan sonra, tamamen onlardan dinlediklerimi uzun uzun yazacağım. Bu arada Komünist Manifesto’yu okumak isteyenler buradan faydalanabilirler.

  • Share/Bookmark

Muhabbet Bağına Girdim mi ?

Kategori: Öyle Sandıklarımız Tarih: August 4th, 2009 Yazar: admin – Ilk yorumu sen yaz

Zamaninda dalgasini gectigimiz bir konu vardi, gecenlerde yine aklima geldi, buyrun dökelim buraya. Söyle ki arkadas grubunuzla seyahate ciktiniz, yemek yiyorsunuz, bardasiniz, vs. Ana aktivitenin disinda bir isle ugrasan (bilgisayarda oyuna dalmak, internette gezinmek, sokaktan gecenleri izlemek, düsüncelere dalmak, vb..) tipe söyle bir serzenis olur hep : “Ya birak sunu da, yanimiza gel” Gözlemle sabittir ki bunun baslica sebebi, bu tiplerin sizi can-i gönülden aralarinda görmek istemeleri, sizin muhabbet acliginizi dindirmek istemeleri degildir. Aralarindaki muhabbet o kadar baymistir ve konusacak konulari kalmamistir ki yeni, taze kanlari dahil ederek muhabbet ortami olusturmayi amaclamaktadirlar. Elbet can ciger dostlar, en eglenceli muhabbet gruplari vardir; fakat bahsettigim hissiyati da onlarca kez gözlemlemisimdir.

Hatta bu ayni suna benzer. Klasik Türk aileleri birbirlerini bayram, seyran, dogum, kutlama, aksam gezmesi amacli ziyaret ederler. Yemek yenilir, cay hazirlanir, cerez konulur ortaya, ardindan meyve, sonrasinda tatli vs..Bu yemek fasli tüm aksam boyunca sürer. Fakat bu aileler, aralarindaki samimiyet derecesine de bagli olmakla birlikte, bir süre sonra konusacak konu bulamaz olurlar. Ve iste o an ortami kurtaracak tek cözüm televizyondur. Televizyon acilir, yer yer zaping yapilir ve birbirinden aptal onlarca programla ilgili yorumlar yapilir, karakterler ortak tanidiklarla özdeslestirilir, bu programlarin birinden ortalikta kosusturan ufakliklara ögütler verilir…Ve evli ve cocuklu tonunda kahkalarla misafir aile ugurlanir.

Baya komedi, siz de bakin arada etrafiniza.

ps : Bazi yazilarda Türkce klavye bulunamiyor, affola…

  • Share/Bookmark

Toplum, Din, Laiklik

Kategori: Fikr-i Hür Tarih: July 29th, 2009 Yazar: admin – Ilk yorumu sen yaz

laiklik01Hani sadece örnek göstermek adina, yola cöp atan görse, gazetede olumsuz bir haber okusa, trafikte magandanin biriyle tartissa hemen “Avrupa Birligi´ne tabiki de bizi almazlar” yargisiyla cikagelen sevgili burjuvalarimiz, boyali teyzelerimiz, kolpa aydinlarimiz var ya. Hani her laiklik tartismasinda önümüze Avrupa´dan örneklerle gelen dalkavuklar da var. Hani onlar, laiklik, demokrasi, insan haklari, özgürlükler, vb. apayri kavramlari ayni potada eritiyorlar ya.

Ne bu tartismalara karsiyim ne de “Bir Türk dünyaya bedeldir” sloganlariyla yasiyorum. Ama egri oturup dogru konusmak, dogru kavramlari dogru örneklerle tartismak gerekli.

Her tartismada Avrupa laikligini öne sürenler su iki örnege baksinlar misal. Biliyorlar mi ki, Avrupa´da Hristiyan ailelerin evlenme törenleri kiliselerde yapiliyor ? Pederin önünde uzun bir seremoniden sonra evleniyor bu insanlar. Ya da evliliklerine peder bey onay veriyor, sözün kisasi. Ya da biliyorlar mi ki, örnegin Almanya´da, özel sektör olsun kamu sektörü olsun, calisanlarin senede bir kez aldiklari vergi kartlarinda “Kirchensteuer” ibaresi bulunuyor. Ne demek bu ? Bu demek ki, maasinizin bir kismini kiliseye veriyorsunuz. Amerika´daki gibi gönüllü olarak istege bagli bir sekilde de degil. Her calisanin vergi kartinda bu ibare bulunuyor ve maasinizin bir kismi kiliseye gidiyor.

Laiklik safsatasi yapanlar, sadece, dinin inanma, ibadet etme gibi yönlendirmelerinin disinda sosyal hayat ve toplum kültürünün sekillenmesinde de önemli etkileri oldugunu görsünler. Sadece Türkiye´de degil, her yerde !

Resim ref : http://yorumlayanlar.com

  • Share/Bookmark

mitfahrgelegenheit.de

Kategori: Almanya'dan Parçalar Tarih: July 25th, 2009 Yazar: admin – 1 Yorum

mitfahr1Özellikle Almanya’da yaygın olarak kullanıldıktan sonra Avrupa’nın diğer ülkelerine de yayılmaya başlayan bir offline/online uygulamadan ve ilgili websitesinden bahsetmek istiyorum : mitfahrgelegenheit (İng : rideshare). Türkçe açılımı “Ortak Seyahat” olarak düşünülebilir. Öncelikle websitesinden başlayalım ki açıkçası websitesi sadece seyahat etmek isteyen ve aracıyla seyahat edenleri buluşturan bir forum olarak tasarlanmış. Daha fazla birşey yok. Mesela yarın, Münih’ten Berlin’e gitmek istiyorsunuz. İlgili tarihte Berlin’e giden araçları listeleyip bilgilerini grüntülüyorsunuz. Sonrasında arayıp aracında boş yer olup olmadığını soruyorsunuz. Boş yer varsa, saat kaçta şehrin neresinde buluşulacağına karar verip rezervasyonunuzu yaptırıyorsunuz. Rezervasyon dediğime bakmayın, tamamen amatör mantıkla işleyen ve fakat harika işleyen bir sistem. Şu an Almanya, Avusturya ve İsviçre’de aktif olarak kullanılıyor. Yakın zamanda farklı isimlerle, İngiltere, İtalya, Fransa, vb. gibi ülkelerde de açılışı yapılacak. Ayrıca, Alman sitesinde bulunmanız sadece Almanya içerisinde seyahat etmeniz anlamına gelmiyor. “Ausland” (Dış ülkeler) seçeneğinden diğer ülke ve şehirleri de kontrol edebiliyorsunuz. Hatta Münih’ten İstanbul’a arabayla gelen birçok kişi var, 36 saatte gidiyorlar ama eğlencesine takılınabilir :)

mitfahr2Tabi böyle güzel bir şekilde işleyen siteyi görünce Türkiye’de aktif olarak uygulanabilir mi sorusu geldi hemen aklıma. Bu konuda emin olamadım. Neden mi ?

1. Saat konusunda Almanların hassasiyeti malum. İlanda, saat 6′da Münih Hauptbahnhof’tan (Tren İstasyonu) hareket edileceği yazıyorsa saat tam 6′da tüm yolcular hazır şekilde hareket ediliyor. Türkiye’de trafik, yol durumu, ehl-i keyif halkımız sebepleriyle saat konusunda gecikmeler olabilir.

2. Bay / bay sürücü, yolcu ayrımı kesinlikle yok. Emin değilim, Türkiye’de bir bayan tanımadığı 3 erkekle mesela İstanbul’dan Adana’ya seyahat eder mi ?

3. Her araçta mutlaka GPS takılı durumda. Türkiye’de GPS kullanımı çok yaygın değil, dolayısıyla yer/yön bulmada gecikmeler olabilir.

Almanlar, genci yaşlısı, zengini öğrencisi, her kesimden insanı yoğun olarak bu uygulamayı kullanıyor. Hem maddi tasarruf hem de çevre kirliliğini önlemek amacıyla. Hem sürücüler, hem de seyahat edenler ciddi oranlarda kazançlı oluyorlar. Merak ediyorum sizce Türkiye’de bu sistem işler mi ?

  • Share/Bookmark

Toplum Ahlâkı Ölçülebilir mi ?

Kategori: Almanya'dan Parçalar Tarih: July 16th, 2009 Yazar: admin – 1 Yorum

Ölçülebilir, gözlemlenebilir aslında. 7 aydır Münih’te yaşıyorum. Almanya’nın tutucu, IT merkezi, güney kesimi, Bavarya eyaleti şehirlerinden biri. Temiz, düzenli, sessiz, sakin, yabancılara yer yer kapalı, kendi halinde “1 milyonluk köy” olarak adlandırılan bir şehir. Geldiğimden beri dikkatimi çeken ve gözlemlediğim bir konu var. Kurallara bağlı olmayan, tamamen toplumun kendisinin oluşturduğu, kiminin batı medeniyeti, kiminin Alman dürüstlüğü olarak adlandırdığı bir konu. İşyerinde, metroda, yolda yürürken karşınıza çıkan, kimilerinin kültür şoku olarak adlandırdığı, kimilerinin imrenerek baktığı, kimilerinin enayilik olarak adlandırdığı bir toplum ahlakı mevcut. Ben herhangi bir kategoriye sokamıyorum; ama Münih’te gördüğüm bu toplum ahlakı beni gerçekten etkiledi ve düşüncelere sevk etti.

munich_metro_01İki çok basit örnekle anlatacağım. Birincisi metroların durumu. Malum İstanbul’da, Londra’da, Paris’te, Barselona’da, vb. şehirlerde metro girişlerinde rastladığınız turnike, barikat, otomatik kapı gibi aygıtlara Münih’te rastlamıyorsunuz. Metroya binişinizde sizi kontrol eden hiçbir güvenlik görevlisi de bulunmuyor. Sadece girişlerde biletinizi okutmanız için okuyucu makineler var. Tüm bu giriş kontrollerinin yerine, ayda yılda bir metroda kontrol yapan görevliler bulunuyor. (7 ayda 6 kez kontrol edildim, günde 3-4 kez metroyu kullanıyorum) Şehir kendi sistemini oluşturmuş. Hemen hemen her sabah metroya binen insanların düzenli olarak biletlerini okuttuklarına şahit oluyorum. Ya da metro içi kontrollerde biletsiz yolcuya hiç rastlamadım. Her ne kadar geçenlerde konuştuğum 30 yıldır Almanya’da yaşayan Türk kökenli bir amcam, bu durumu Almanların tarihten gelen otoriteye karşı korku besleme özelliklerine bağlasa da ben bunun çok güzel bir toplum ahlakı örneği olduğunu düşünüyorum.

newstand-1İkinci örnek şehrin hemen hemen her köşesinde bulabileceğiniz gazete kutuları ile ilgili. Yanyana dizilmiş 5-6 çeşit gazetenin bulunduğu gazete kutularından günlük olarak gazetelerinizi tedarik edebiliyorsunuz. Her gazetenin fiyatı üzerindeki kutuda yazılı. Kutuların kapakları daima açık ve hiçbir kontrol mekanizması yok. Ve özellikle gözlemledim, tek bir kişi bile para bırakmadan gazete almayı denemedi, ben hariç :) Şimdi “altı üstü gazete, zaten gazeteler online oluyor artık” gibi kelamlarda bulunabilirsiniz; ama insanların bu davranışı, bir gazete almanın ötesinde.

Bu iki küçük örnek bile aslında toplum ahlakının nasıl şekillendiğini açıklayabilir. Bu davranışların bence otorite korkusuyla filan alakası yok. İnsanlar, “Devletin malı deniz, yemeyen domuz” anlayışından ziyade, üretilen bir hizmet/ürün varsa, bunun karşılığını kuruşu kuruşuna ödüyorlar. Dönüp işyerindeki duruma bakınca, tarihi Alman markalarını, endüstrisini düşününce, Avrupa’nın en büyük ekonomisinin nasıl yaratıldığını sorgulayınca aslında çok da tasadüfi olmadığını fark ediyorsunuz. Mucize, üstün zeka, yaratıcılık, vs. değil. 50 lerden süregelen Alman Endüstri Devrimi’nin altında yatan nedenlerden birisi de ahlaklı insanlar, ahlaklı toplum…Doğruya doğru…

Resim ref 1

Resim ref 2

  • Share/Bookmark